Türklerde Ant İçmek ve ANT Damgası
- Ahmed Bahadır Uslu

- 27 Nis 2021
- 2 dakikada okunur

Eski uygarlıklar incelendiğinde, toplumsal açıdan kritik öneme sahip anların ve olayların kalıcı hale getirilmesi amacıyla çeşitli tören veya ayinlerin düzenlendiği görülmektedir. İnsanoğlu, yazının icadından önce bu anıları resim ve heykel gibi sanatsal yapıtlarla kayıt altına almış; yazıyla birlikte ise bu gelenek yıllıklara ve edebi eserlere aktarılmıştır. Türk kültür çevresinde bu tür toplumsal sözleşmelerin en somut örneği, "söz verme" veya "ant içme" geleneğidir.
Günümüzde Arapça kökenli "yemin" sözcüğüyle eş anlamlı kullanılan "ant" kavramı, kökeni itibarıyla oldukça köklü bir ritüeli barındırmaktadır. "Ant içmek" ifadesindeki "içmek" eyleminin semantik karşılığını Orhun Yazıtları’nda bulmak mümkündür. Göktürk yazı sisteminde 38 damga (harf) bulunmakta olup, bu damgalardan biri de ritüelle doğrudan bağlantılı olan "ant 𐰦" damgasıdır. Bu damga; bir çamçak (tas) ve 3 kan damlasını simgeleyen unsurlardan oluşmaktadır.
Herodotos’un tarihinde İskitlerle ilgili paylaştığı şu bilgiler, bu damganın ve ritüelin anlamını tarihsel bir zemine oturtmaktadır:
"Toprak bir kupanın içerisine şarap doldururlar; ant içecek olanlar buna kanlarını karıştırırlar; bunun için sivri bir şeyle küçük bir delik açarlar ya da kılıçla hafif çizerler; sonra kabın içerisine bir pala, oklar, bir balta ve mızrak daldırırlar. Bu da olduktan sonra ant içerler ve kaptaki şaraptan azıcık içerler ve orada bulunanların ileri gelenleri de onlarla beraber içerler’’.
Herodotos’un anlatımıyla Göktürkçedeki "ant" (𐰦) damgasının görsel yapısı birebir örtüşmektedir. Damgada tası temsil eden bir daire ve kanı temsil eden 3 nokta bulunmaktadır. Kavramın fonetik olarak "ant" biçiminde okunması, bu sembolik bağın tarihsel gerçekliğini pekiştirmektedir. Divan-ı Lügatü’t-Türk’te aktarıldığı üzere, "yalan yere ant içmenin" karşılığının ölüm cezası olması, Türk toplumunda söz vermeye atfedilen hayati önemi göstermektedir.
İslamiyet’e Geçiş ve Uygulamadaki Değişiklikler
Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra "ant" kavramı varlığını sürdürse de, ritüelin uygulama biçiminde köklü değişiklikler meydana gelmiştir. Bir tastan veya kaptan kan içme pratiği, İslami inanç esaslarıyla bağdaşmadığı için zamanla yerini kutsal değerlere el basma geleneğine bırakmıştır. Dede Korkut Hikâyeleri’nde, eski kan içme ritüelinin yerini Kur’an-ı Kerim üzerine yemin etme pratiğine bıraktığı görülmektedir. Dresden yazmasında yer alan şu ifadeler bu dönüşümün kanıtıdır:
"Aruz aydur: Begler, ya siz ne dersiz? dedi. Begler aydur: Ne deyelam, çün sen Kazana duşman oldun, biz dahi olduk, dediler. Aruz araya Mushaf [KURAN] getürda, aydur: Den imdi, and içün, dedi. Hep begler mushafa el urup and içdiler. Senün dostuna dost ve duşmanuna duşmanuz, dediler."

"Ant içmek" tabiri dilsel bir kalıp olarak korunmuşsa da, eylemin fiziksel içeriği değişmiştir. Bu dönüşüm yalnızca İslamiyet ile sınırlı değildir; Hristiyan Bulgarlarda da kılıç üzerine ant içme geleneğinin yerini İncil üzerine yemin etmeye bıraktığı tarihi kayıtlarda (Responsa Nicolai Papae) yer almaktadır. Günümüzde bu yemin etme biçimleri, modern formlarda hem Türklerde hem de dünya uluslarında varlığını sürdürmektedir.
Kaynakça:
A. ARVAS, Türk Destanlarında “Ant İçme” Ritüeli Üzerine Bazı Tespitler, folklor/edebiyat, cilt: 25, sayı: 100, 2019/4. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/860398
J. P. ROUX, Eski Türk Mitolojisi, Bilgesu Yayınları, 2015 Ankara.
O. Şaik GÖKYAY, Dedem Korkudun Kitabı, Kabalcı Yayınları, 2006 İstanbul.
H. Namık ORKUN, Eski Türk Yazıtları, TDK Yayınları, 2014 Ankara.




Yorumlar