Bir Enverî Yazı: Hurûf-ı Munfasıla
- Ahmed Bahadır Uslu

- 30 May 2021
- 2 dakikada okunur

Osmanlı Devleti'nin son döneminde aydınlar, mevcut "Arap asıllı Osmanlı Türkçesi yazısı"nın Türk dilinin ses yapısına uygunluğunu yoğun bir biçimde tartışmışlardır. Örneğin Ahmet Cevdet Paşa, 1851 yılında kaleme aldığı Kavaid-i Osmaniye adlı eserinde, Türkçede yer alıp Arap harfleriyle karşılanamayan sesler için yeni işaretler veya yazım kuralları geliştirilmesini önermiştir. Benzer şekilde Münif Paşa, 1862’de Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye bünyesindeki çalışmalarında, mevcut yazı sisteminin eğitimde uygulanmasının zorluklarını vurgulamıştır. Ancak her iki ismin de yeni bir alfabe arayışı yerine, mevcut sistem üzerinde iyileştirme yapmayı amaçladığı görülmektedir.
Mirza Fethali ise bu tartışmalarda "Latin kökenli bir yazı sistemine geçilmesi" gerektiğini savunan kesimi temsil etmiştir. Dönemin koşullarında Osmanlı yönetiminin, bu öneriyi mantıklı bulsa dahi hayata geçirmesi oldukça güçtür. Toplumun okuryazar kesimi sınırlı olsa da, genel algı mevcut yazının "Kur’an alfabesi" olduğu yönündedir. Bu nedenle alfabeyi değiştirmek, dini değerlere bir saldırı veya yabancılaşma olarak yorumlanabilirdi. Nitekim Namık Kemal de benzer bir kaygı ile hareket etmiş, dilin ses sorunlarının Arap harfleri üzerinde yapılacak reformlarla çözülmesini savunarak Mirza Melkum Han ile bu konuda derin tartışmalara girmiştir[1].
İkinci Meşrutiyet dönemine kadar somut bir sonuca ulaşmayan bu fikir ayrılıkları, İttihat ve Terakki döneminde daha da keskinleşmiştir. Bu süreçte aydınlar; Hüseyin Cahit’in de aralarında bulunduğu "Latinciler" ve Ziya Gökalp’in temsil ettiği "Islahatçılar" (reformistler) olarak iki ana gruba ayrılmışlardır. Sorun üzerinde ortaklaşan ancak çözüm yönteminde uzlaşamayan bu aydınların tartışmasına, devletin en üst kademelerinden Enver Paşa da dahil olmuştur.
Hurûf-ı Munfasıla ve Enverî Yazısı

Enver Paşa, tartışmalara teorik düzeyde katılmak yerine "Hurûf-ı Munfasıla" (ayrık harfler) olarak bilinen ve kendi adıyla anılan "Enverî Yazısı" üzerine bir gramer çalışması ortaya koymuştur. Bu sisteme göre Osmanlı yazısındaki harfler birbirine bağlanmadan, her biri ayrı ayrı yazılmaktadır. Ayrıca kelime içindeki tüm sesli harflerin gösterilmesi esas alınmıştır. Örneğin; geleneksel yazımda bitişik yazılan ifadeler, bu sistemde aralarına boşluk konularak ve sesli harfler eklenerek kaydedilmiştir. Enverî Yazısı, 1917 yılında yayımlanan Elifba kitabı ile sistemleştirilmeye çalışılmış ve bir süre orduda ders olarak okutulmuştur. Ancak savaşın getirdiği zorluklar ve Enver Paşa’nın ülkeden ayrılması gibi nedenlerle bu uygulama geniş bir alana yayılamadan son bulmuştur.
Yine de Enverî Yazısı, Cumhuriyet dönemindeki Harf Devrimi’ne giden süreçteki en dikkat çekici deneyimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Mustafa Kemal Atatürk, bu girişimle ilgili görüşlerini şu şekilde ifade etmiştir:
“Bu iş, iyi niyetle yapılmış olmasına rağmen, yarım yamalak ve zamansız yapılmıştır... Savaş zamanı, harflerle uğraşılacak zaman mıdır? Ne için? Haberleşmeyi kolaylaştırmak için mi? Bu sistem haberleşmeyi eski sisteme göre daha yavaş ve daha güç kılmıştır. Hızın önem kazandığı bir zamanda, işleri yavaşlatan ve insanların kafasını karıştıran bu atılımın avantajı nedir? Fakat madem bir işe başladınız, bari bunu doğru dürüst yapacak cesareti gösteriniz.”[2]
Dipnotlar
[1] Fevziye Abdullah Tansel, “Arap Harflerinin Islahı Ve Değiştirilmesi Hakkında İlk Teşebbüsler Ve Neticeleri, Belleten, Nisan 1953, Cilt XVII - Sayı 66. [2] Ruşen Eşref Ünaydın, Hatıralar, TDK Yayınları, Ankara, 1943, s. 28-29.




Yorumlar