Osmanlı'da İlk Liberal Parti: Ahrar Fırkası
- Selami Coşar
- 20 Mar 2022
- 3 dakikada okunur
1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanı sonrası, Prens Sabahaddin'in fikri öncülüğünde ortaya çıkan Ahrar Fırkası Türk siyasi hayatında liberal fikirler çerçevesinde kurulmuş olan ilk siyasi parti olarak tarihe geçti. Prens Sabahaddin, kendisine başkanlığın önerilmesine rağmen partiye bizzat iştirak etmese de partinin fikir babası rolündeydi. 1902 yılında I. Jön Türk Kongresi'nde toplanan Jön Türkler daha Abdülhamid'i devirmeden fikri olarak ayrışma gösterdi. Kongredeki ilk çatlak Prens Sabahaddin'in ve Ahmet Rıza'nın grupları arasında "olası devrimde yabancı devletlerin desteğinin alınıp alınmaması" meselesi ile ortaya çıktı. İttihat ve Terakki Cemiyeti buna olumsuz bakarken Teşbbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti İngilizlerin desteği alınmadan devrim yapılamayacağını düşünmekteydi. Bu iki grup II. Meşrutiyet sonrası partileşerek Ahrar Fırkası ve İttihat ve Terakki Fırkası'na dönüştü. Bu ayrışma 1908 seçimleri esnasında daha da şiddetlendi. Sayısı oldukça az olan Türk entelektüel ve elitlerine dayanan İTC, muhaliflerinin ve diğer elitlerin Ahrar Fırkası'nda birleşmesinden ve taşra eşrafının da bu partiye meyletmesinden çekindi. İTC taraftarları Ahrar Fırkası mensuplarına baskı yaparak onların seçim faaliyetleri yürütmelerini engelledi. Bazı yerlerde Ahrar Fırkası mensupları tutuklandı hatta suikaste uğradı. Özellikle Anadolu'ya yönelik faaliyet ve seyahatlerin önüne geçilmeye çalışıldı. Sürtüşme sadece iktidar kavgası mahiyetinde değildi, aynı zamanda ideolojik temelliydi de. Politik açıdan çeşitli farklılıklar vardı fakat en önemli sürtüşme noktası adem-i merkeziyetçilik (yerel yönetimlerin güçlendirilmesi) üzerindeydi. İTC, imparatorluğun ancak daha da merkezileştirilerek bir arada tutulabileceği görüşündeydi. Bundan dolayı Fransız merkeziyetçiliğini ve üniter yapısını benimsedi, iktisatta ise müdahaleci ve kontrolcü Almanya ekonomisine benzer bir sistem kurma arzusundaydı. Ahrar Fırkası ise İngiliz siyasetini örnek alacak şekilde hür teşebbüs, serbest ticaret ve adem-i merkeziyetçi fikirlere sahipti. Ahrar'a göre Osmanlı da İngiltere'ye benzer şekilde çok kültürlüydü, böyle bir durumda Fransa gibi ulus-devlet temelli bir cumhuriyeti ve üniter merkezi yapıyı örnek almaktansa İngiltere gibi bir parlamenter monarşiyi örnek almak çok daha makuldü. İngiltere ekonomik açıdan serbest ticaret ve hür teşebbüs temelli bir ekonomik rejim ile büyümekte olan bir ülkeydi. İTC de hür teşebbüsü savunsa da bu savunu, devlet kontrolü altında, politik ağırlıktan yoksun, belirli çerçevelere sahip bir "milli burjuva" yaratmaktan ibaretti. İTC'nin yoğun baskısı altında, parti örgütlenmesi tamamlanamadan girilen 1908 seçimlerinde Ahrar Fırkası sadece İstanbul'dan aday gösterebildi. İTC'nin İstanbul'da halk ve elitler arasında güçlü bir desteğe sahipti. Aynı zamanda Meşrutiyetin ilanındaki rolü yüzünden İstanbul'da büyük bir prestije sahipti. 1908 seçimleri Ahrar Fırkası için ağır bir yenilgi oldu, İstanbul'dan hiçbir vekil çıkaramazken, yalnızca Ankara'dan aday olup kendi çabasıyla seçimi kazanan Mahir Said Bey Ahrar Fırkası adına meclise girdi. Daha sonrasında İTC'den ve diğer bağımsız vekillerden gerçekleşen katılımlarla Ahrar Fırkası, mecliste 60 kişiyi aşan bir grup kurmayı başardı. 31 Mart Vakası sonrası, İTC darbe bahanesi başta Ahrar Fırkası olmak üzere muhaliflerini de sindirmeye çalıştı. Prens Sabahaddin ve Ahrar'ın kurucularından Ahmet Fazıl Bey gibi muhalifler divan-ı harpte yargılandı. Parti ise darbe teşebbüsüne iştirak etmekle itham edildi ve yoğun bir baskıya maruz kaldı. Bu süreç içerisinde İTC meclis ve politik hayat üzerindeki gücünü perçinlerken, halkta ve kendi içinde temel atamayan Ahrar Fırkası dağıldı. Parti grubunun kendi adaylarından ziyade sonradan katılan muhalif ve bağımsız vekillerden oluşması bunda etkili oldu. Vekillerin çoğu İTC karşıtlığı sebebiyle Ahrar Fırkası'na dahil olmuşlardı. Keza parti kendi içinde de sağlam bir örgütlenmeden, müşterek akıldan ve birlikten yoksundu. Vekiller çoğunlukla bireysel şekilde hareket etmekteydi. Öyle ki Ahrar Fırkası'nın resmi bir başkanı bile bulunmamaktaydı. Fırka'nın ömrü bir yılı doldurmasa bile, ilk meşru muhalefet olması ve tam manasıyla liberal ve adem-i merkeziyetçi fikirleri savunması açısından oldukça önemlidir. Aynı zamanda Türk siyasi tarihinde liberal ekolün de öncüsü konumundadır.





Yorumlar