Türkler Neden Domuz Yemezler?
- Ahmed Bahadır Uslu

- 12 Ara 2021
- 2 dakikada okunur

Türk topluluklarının İslamiyet'i kabulünden önceki süreçte de domuz hayvanına karşı mesafeli bir tutum sergiledikleri, hem hayvancılık hem de tüketim alışkanlıklarında görülmektedir. Günümüzde "Türk-İslam" sentezi yaklaşımını benimseyen bazı yazarlar, İslamiyet’in haram kıldığı bu durumun İslam öncesi Türklerde de mevcut olmasını, "Türklerin eski inanışlarının İslamiyet ile benzerliği" tezine dayandırmaktadır[1]. Ancak bu mesele sanıldığından daha derin tarihsel ve kültürel köklere sahiptir.
Tarihsel Yaklaşımlar ve Kimlik Kaygısı
Türklerin domuzdan uzak durmasına dair öne sürülen ilk görüş, bu hayvanın Çinliler tarafından yoğun şekilde tüketilmesine ve Türk zihninde Çin kültürüyle özdeşleşmiş olmasına dayanmaktadır. Buna göre Türkler, hasım olarak gördükleri Çinlilere benzemekten kaçınmak amacıyla bu hayvandan uzak durmuşlardır. Ancak bu yaklaşım, Türklerin "benzeme" konusundaki pragmatik tutumu göz önüne alındığında yetersiz kalmaktadır. Türklerin sakınma refleksi biçimsel bir benzerlikten ziyade, özgün kimliğini ve birliğini koruma gayesine dayanır. Bunun en somut örneği, Bilge Kağan’ın şehirlerin çevresini surlarla çevirme isteğine Tonyukuk’un, "Onlar 10 kişi biz 1 kişiyiz, eğer bunu yaparsan Türkler Çinlilerin içinde erir"[2] diyerek karşı çıkmasıdır. Burada vurgulanan durum, şekilsel bir benzerlikten öte hayati bir varlık tehdididir. Nitekim Çin kültürünün etkisinin en yoğun hissettirildiği Uygur döneminde bile domuz eti tüketiminden kaçınıldığı görülmektedir. Uygur Kağanı Arslan Han'a giden Çinli elçi Wang-yen tö, Uygurların yoğun et tükettiklerini; varlıklı kesimin at eti, orta kesimin ise koyun ve ördek gibi hayvanların etlerini tercih ettiğini, ancak domuzun bu besinler arasında yer almadığını belirtmiştir[3].
Konar-Göçer Yaşam Tarzı ve Yararcılık
Bilimsel açıdan daha ikna edici olan ikinci görüş ise domuzun fiziksel özelliklerinin konar-göçer yaşam tarzıyla bağdaşmamasıdır. Domuz, doğası gereği sürekli göç eden topluluklara ayak uyduramayacak, hantal bir yapıya sahiptir. Bu durum, domuzu daha çok yerleşik toplumların besleyebileceği bir hayvan konumuna getirmiştir[4]. Uygurların yerleşik hayata geçtikten sonra bile domuzla ilgilenmemesi, kökleşmiş konar-göçer alışkanlıkların kültürel bir mirasa dönüşmesiyle açıklanabilir. Başlangıçta ekonomik ve pratik nedenlerle beslenmeyen bu hayvan, zamanla kültürel olarak yabancılaşmış bir unsur haline gelmiştir.
İslamiyet ile Değişen Algı: Sakınmadan Nefrete
İslamiyet’in kabulüyle birlikte, domuz hayvanına yönelik bu kültürel mesafe dini bir boyut kazanarak daha katı bir hal almıştır. İslam öncesinde domuzdan uzak durulsa da bu hayvana yönelik sistemli bir nefret veya aşağılama söz konusu değildi; zira eski Türk inanışında doğanın bir parçası olan hiçbir canlı "aşağılık" olarak nitelendirilmezdi. Ancak İslamlaşma süreciyle birlikte domuz, "haram" ve "necaset" (pislik) sembolü hâline gelmiş, toplumsal dilde bir hakaret ögesine dönüşmüştür. Dede Korkut hikâyelerinde Bamsı Beyrek, kendisine ihanet eden Yalancı oğlu Yaltacuk’u "hay domuz oğlu domuz" diyerek aşağılamaktadır. Ayrıca hikâyelerde gayrimüslimlerin esir aldıkları Oğuz Türklerini "domuz damına" kapatarak cezalandırdıkları anlatılmaktadır[5].
Sonuç olarak, Türklerin domuz eti tüketmeme alışkanlığını yalnızca İslamiyet’e bağlamak tarihsel gerçeklikle örtüşmemektedir. Türkler, bu tavrı büyük ölçüde köklü konar-göçer kültürlerinden devralmışlardır. İlginç bir gözlem olarak; tarihsel süreçte dini yasaklara rağmen içki tüketen Türk hükümdarlarına rastlamak mümkünken, domuz eti tüketen bir Türk liderine rastlanmaması, bu tabunun dini olmaktan ziyade köklü bir kültürel kod olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Dipnotlar
[1] Bkz. EKİNCİ, Ekrem Buğra, “Savaşla gelen KUTLU NETİCE,” Türkiye Gazetesi, 01.10.2008.
[2] TAŞAĞIL, Ahmet, Bilge Türk Tonyukuk, Yeditepe Yayınevi, 2020, s. 135.
[3] KILIÇ, ALBAYRAK, “İslamiyetten Önce Türklerde Yiyecek Ve İçecekler”, Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/2 Spring 2012, p.707-716, 2012.
[4] AKPINAR, Turgut, Türkler’in Din ve Hukuk Tarihi, İstanbul, 1999, s. 90-95.
[5] GÖKYAY, Orhan Şaik, Dedem Korkudun Kitabı, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 1157.





Yorumlar