III. Selim ve Nizam-ı Cedid Reformlarının Ortaya Çıkışı
- Oğuzhan Köseoğlu

- 4 gün önce
- 3 dakikada okunur

Nizam-ı Cedid hareketini salt bir taklit yoluyla yüzeysel batılılaşma ve yenileşme hareketi olarak görmek çok zordur. Çünkü bu dönemde sorunları ve çözümlerini saptayan layihalar hazırlanmış ve bunların üzerine tartışılmıştır. Yusuf Akçura, Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Devri adlı eserinde bu layihaları, Fransız Devrimi tarihindeki “Dilek Defterleri”ne(Cahiers de doléances) benzetir. Lewis ise, bu benzerliği rastlantısal buluyor[1] Ancak Fransa’daki bu uygulamanın Osmanlı’da aynı mantıkla uygulandığını ifade edemeyiz. Yine de bu benzerliği ilgi çekici bir yönü var. Ayrıca yenilikler yapılırken devlet erkanının kararlı olduğu üzerine sıkça durulmuştur. Yapılan reformlar yalnızca askeri alanla sınırlı tutulmamış; eğitim, ekonomi ve diplomasi alanlarında da değişimler gözlemlenmiştir. Mühendishane-i Berr-i Hümayun adında bir mühendislik okulu açılmıştır. Bu okulda batı tarzı bir eğitim müfredatı uygulanmıştır. Avrupa’dan ve özellikle Fransa’dan uzmanlar getirilmiştir. 3. Selim’in diplomasi alanında gerçekleştirdiği önemli bir yenilik de Avrupa’da daimi elçilikler açması olmuştur.
3. Selim ile birlikte klasik diplomasi anlayışının da değişmeye başladığına şahit olmaktayız. Önceleri Osmanlı topraklarına gelen yabancı devlet elçilerinin tüm masrafları Osmanlı Devleti tarafından karşılanmaktaydı ve bu durum hazine giderlerine yansıyordu. Alınan yeni bir kararla yabancı devletlerin elçilerinin masrafları artık kendileri ait olmaya başlamıştı. Osmanlı, Avrupa’ya gönderdiği kendi elçilerinin masraflarını karşılamış. Londra, Paris, Viyana ve Berlin’de açtığı elçiliklere ek olarak çeşitli konumlarda şehbenderlikler açmış böylece dış dünya ile olan bağını modern anlamda güçlendirmeye başlamıştır.
Fransız Devrimi, dünyanın büyük bir çoğunluğunu yaydığı düşünceler ile etkilemiştir. Ortaya çıktığı dönemde önceleri daha yakın coğrafyaları etkilemişken zamanla Avrupa’ya uzak bölgelerde de etkisi görülmüştür. Fransız Devriminin yaydığı düşüncelerden etkilenen başlıca devletlerden biri de Osmanlı'dır. Devrimin yaydığı düşüncelerden biri milliyetçilikti. Bu düşünce ulusların kendi kaderini tayin hakkı şeklinde özetlenmektedir. Uluslar, devletlerini kendi inanç ve kültürleri etrafında yönetecek ve bu doğrultuda yaşamlarının her alanında referans alarak hareket edecekti. Bu fikir akımının tehdit ettiği yapılar çok uluslu imparatorluklardı.
Osmanlı Devleti’nde özellikle Balkan yarımadası 19. Yüzyıl boyunca milliyetçilik hareketlerine sahne olacaktı. 19. Yüzyılın başlarında Sırpların ortaya çıkardığı isyanların Fransız devriminin etkisiyle ortaya çıktığını iddia edemiyoruz ancak yüzyılın ikinci yarısından sonra Sırp isyanlarının milliyetçi bir çehre kazandığı söylenebilir. Osmanlı Devleti’ne Milliyetçi anlayışla isyan eden bir güç olarak Rumları söyleyebiliriz. Osmanlı Devletinden bağımsız, Ortodoks ve Ulusal bir devlet kurma düşüncesi ile isyanın başlatıldığını görmekteyiz.
Hobsbawm da Devrim çağı adlı eserinde Fransız devriminin getirdiği milliyetçilik anlayışından etkilenerek isyan eden biricik örneğini Yunan bağımsızlık savaşı olarak görür. Avrupa solunun bu isyana olan desteğin bağımsızlığın kazanılmasında büyük bir etkisi olduğunu iddia ediyor.[2] 1821 yılında başlayan isyan 1829 yılında Osmanlı Devleti’nin, Rusya ile imzaladığı Edirne Antlaşması ile başarıya ulaşmış ve sonucunda bir Yunanistan Devleti kurulmuştur. Balkan yarımadası bu isyandan sonra farklı isyanlara şahit olmuş 19. Yüzyılın sonuna doğru Sırbistan, Karadağ, Romanya'da bağımsız devletler olarak ortaya çıkmıştır. 20. Yüzyılın başında Bulgaristan ve Arnavutluk da bağımsız olmuşlardır.
19. Yüzyıldaki reform çabalarının en büyük sebebi Osmanlı Devleti’nin çok uluslu yapısını bir arada tutmaya yöneliktir. Osmanlıcılık anlayışıyla Müslüman ya da Gayrimüslim herkesin Osmanlı vatandaşı olduğu anlayışı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Tanzimat Fermanının ilanı da bu gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
3. Selim sonrasında kapsamlı reformları harekete geçiren ve merkezi devlet gücünü arttırarak başarıya ulaşmayı amaç edinen II. Mahmud, bürokrasiyi yeniden tasarlamıştır. II. Mahmud, özellikle Rum isyanının ortaya çıkması sonrası Müslümanlardan yabancı dil bilen uzmanlar yetiştirilmesi amacıyla Tercüme Odası’nı kurdu. Bürokratik reformu Osmanlı devletinin geleneksel yönetim tarzından kesin bir kopuşunu göstermektedir. Kalemiye’nin artan gücünün bir göstergesi olarak sadrazamlar artık bu [3]grubun içinden seçilmeye başlanmıştır. Bunun en önemli sebebi dış ilişkilerin giderek daha da önemli bir hâl alarak karşılıklı iletişimi zorunlu kılması söylenebilir. Dış ilişkilerle ilgili Osmanlı devlet adamı olan Reisül-küttap bir kalemiye mensubuydu. Aslında kalemiyenin üst rütbelere gelmeye başlaması daha eski tarihlere dayanır.
“Kalem ricalinden birisi 1703 ‘te ilk olarak sadrazam koltuğuna oturmuştu. Sadrazamın konutu olan Bâb-ı Âli, 18. yüzyıl’da iktidar odağı olarak Saraya rakip çıkmaya başlamıştı. Değişme havası özellikle 1718’i izleyen barış yıllarında, Sultan’ın savaştan kaçınıp lüks bir yaşama daldığı dönemde öne çıkmıştı.”
Nizam-ı Cedid hareketinin Fransız Devriminden etkilenme boyutu Tanzimat dönemine göre çok sınırlı kalmıştır. Bunun sebebi Fransız Devriminin etkileri henüz daha anlaşılmış değildi. Ayrıca bu hareketin daha sonrasında derin bir iz bırakacağı tahmin edilemediğinin de etkisi bulunmaktaydı. Fransız devriminin olduğu yıl tahta çıkan III. Selim’in ortaya koyduğu Nizam-ı Cedid hareketinin Osmanlı modernleşme çabalarının ilk kapsamlı şekilde uygulanmaya çalışıldığı bir dönemi kapsadığını ifade edebiliriz.




Oldukça bilgilendirici bir yazı.. yazanın kalemine sağlık~