Fatih'in Uygurca Yarlığı
- Ahmed Bahadır Uslu

- 31 Mar 2021
- 6 dakikada okunur

Günümüzde pek çok kişi, "Osmanlı Devleti'nin kullandığı alfabe nedir?" sorusuna çekinmeden "Arap alfabesi" cevabını verecektir. Hatta bazı çevreler iddialarını ileri götürerek, o dönemde konuşulan dilin dahi Arapça olduğunu öne sürebilmektedir; ancak toplumun önemli bir kesimi bu bilginin gerçeği yansıtmadığının bilincindedir. Osmanlı Devleti, yazı sistemini büyük ölçüde Arap alfabesinden ve Farsların bu karaktere eklediği harflerden oluşturmuş olsa da resmi dil olarak Türkçeyi benimsemiştir.
Bu kısa bilgilendirmenin ardından, asıl tetkik edilmesi gereken konuya geçilmesi uygun olacaktır. Osmanlı sarayında yüzde 100'e yakın bir oranda Arap temelli alfabe kullanılsa da Fatih Sultan Mehmet döneminde Uygur harfli yarlıkların (ferman) kaleme alınmış olması, kullanılan tek yazı türünün Arapça olmadığının kanıtını teşkil etmektedir. Esasen bu durum, hayret uyandıracak bir bilgi olarak değerlendirilmemelidir. Zira Uygur yazısının, Türklerin yayıldığı pek çok coğrafyada kullanıldığı ve öğretildiği bilinen bir gerçektir.[1] Nitekim Japon tarihçiler, tarihî Uygur yazısının yayılım gösterdiği coğrafi sahayı "Uyguristan" olarak adlandırmışlardır.[2] Bu yazı kültürünün sınırları Çin'den Konstantiniyye'ye kadar uzanmaktadır.
Fatih’in Uygurca Yarlığı ve Abdürrezzâk Bahşı

Uygur damgalarının Konstantiniyye’de kullanım alanı bulmasını sağlayan temel gelişme, Fatih Sultan Mehmet ve oğlu II. Bayezid’in doğu coğrafyasındaki Türk topluluklarıyla diplomatik temas kurma isteğidir. Bu iletişimi tesis etmek maksadıyla Semerkant’tan Şeyhzade Abdürrezzâk Bahşı davet edilmiştir.[3] Söz konusu bilgin; Arapça ve Farsça dillerine vakıf olmasının yanı sıra Uygur yazısı hususunda da uzmandır.[4]
İstanbul’da ikamet ettiği süre zarfında pek çok Uygurca eser telif etmiş; Atabetü’l-Hakayık ve Mahzenü’l-Esrar gibi mesnevilerin istinsah çalışmalarını yürütmüştür.
Ancak bu çalışmalardan daha kritik bir Uygurca metin vücuda getirilmiştir ki bu da Fatih Sultan Mehmet’in bizzat neşrettiği yarlıktır (ferman). Söz konusu yarlık, Fatih’in Uzun Hasan karşısında elde ettiği zaferin ardından bu başarıyı belgelemek amacıyla kaleme alınmıştır.[5] Vesika tetkik
edildiğinde, bir metnin 2 farklı yazı sistemiyle (Arapça ve Uygurca) kaydedildiği müşahede edilmektedir. Genel itibarıyla Uygurcanın baskın olduğu yarlıkta, Arapça ibareler açıklayıcı mahiyette kullanılmıştır.
Aşağıda yarlık metni ile Reşit Rahmeti Arat'ın çevirisinin bir bölümü sunulmaktadır. Ayrıca, yine Reşit Rahmeti Arat tarafından günümüz Türkçesine aktarılan kısmın tamamına yer verilecektir.
1 (h)uvel-ğan-i
2 all-a ta'al-a iney(e)t-i-tin
3 sultan mehmet han söz-üm
4 rum viyalet-i
5 ning seyit
6 satat kaz-i mufd-i şeyh
7 tanışman-lar-ı-ğa- vilayet vilayet
8 ler-ning taruğ-alar ığa
9 çoh taş olturuş-lu türk
10 hal(a)yık arab belüc halaç
11 kar-luk kür t lur el-ler-i
12 ning tüşmel ket huda
13 lar-ı-ğa karvan basirgan-lar-ğa
14 kent kent-ning uluğ-lar-ı-ğa
Günümüz Türkçesiyle:
Tanrı ganidir
(2) Allahı tealânın inayetile (3) Sultan Mehmet sözüm : (4) Rum vilâyetinin seyit (6) sadat, kadı müftü, şeyh, (7) danişmendlerine; bütün vilâyetlerin valilerine ; (9) toplu ve dağınık oturan Türk ahali, Arab, Beluç, Kalaç, (11) Karluk, Kürt, ve Lur halklarının mutemet ve kâhyalarına ; (13) kervan ve bezirganlara (tüccarlara); bütün kasabaların ulularına; (15) sucu ve gemicilere. Uzun (16) Hasan Bey Tokat şehrini yaktığı için, asker sevkedip, (18) onunla savaşmak niyetile gelmiştik. Erzincan (20) vilâyetine girince, o Erzincan'da (22) bize karşı gelir diye gözlüyorduk Kendisi gelmedi. Divan beyi Mehmat Bey (24) ve Cemşit Bey kumandalarında be bin kişilik iler i karakolu Erzincanda bize (26) göndermiş- Biz de bunu haber alarak, Türe Han Bey oğlu Ömer Bey (28) kumandasında be bin kadar adam gönderdik. Ömer Bey gidip, bu (30) be bin adamı savaşta yenip, sancaklarını alıp, elli kadar (32) adamını ele geçirip döndü. Ondan (33) sonra, kendisile muharebe edelim diye, Erzincan geçidini aştık. Aşınca, (35) rebiülevvel ayının dokuzuncu çarşamba günü, Uzun Hasan Bey (37) bize karşı geldi. Biz de ona tuzak kurup, oyun yapmak (39) için, akıncı efrattan bir kaç kişiyi, ileri karakol süsü vererek, (41) iler i gönderdik. O akıncı efrat onun karaltısını görünce, kaçıp (43) bize geldi. O gün bizden bir kaç kişiyi esir aldılar. Ondan sonra, (45) biz oradan kalkıp, Bayburt tarafına yürüdük. O bizim geri dönerek (47) Ruma gittiğimizi zannetmiş. Alaylar tertip ederek, büyük kolda, kendi önünde, piştar: (49) Bayındır Teveci Bey sancağı ve mızıkası ile, Al i Mirza sancağı ve mızıkası (51) ile, Şah Al i Bürnek Bey sancağı ve mızıkası ile, İbrahim Şah (53) Bey sancağı ve mızıkası ile, 304 Fatih Sultan Menmed'in Yarlığ ı Gâvur İshak sancağı ve mızıkası ile; merkezde: kendi (55) hassa sancakları altında Akkoyunluların savaşa yarar (57) yiğitlerinden kim varsa toplayıp ; sa kol alayında : bir oğlu (59) Zeynel Mirza sancağı ve davullarile, karamanlı Pir Ahmet (61) sancağı ve mızıkasile, Mehmat Bey sancağı ve mızıkasile, Süleyman Bey (63) sancağı ve mızıkası ile, Şeyh Al i Mühürdar sancağı ve mızıkasile, (65) Veli beyi Al i Paşa sancağı ve mızıkasile; sol kol alayında: (67) bir oğlu Oğurlu Mehmet Bey sancağı ve davullarile, sahibkaran Temür Bey (69) oğullarından: Mehmedi Bakır Mirza, Zeynel Mirza, Muzaffer Mirza (71) tuğları ve mızıkalarile, Hasan Ağa Yimile Hacı Bey sancağı ve mızıkasile, (73) Dulgadar beylerinden: Rüstem Bey, Selman Bey, Şah Mehmet Bey (75) kumandalarında çok askerle, rebiülevvel ayının on altıncı (77) çarşamba günü, sava dileyerek, Başkent denilen yerde, bize (79) karşı geldi. Biz de (80) allâhı tealânın inayetine sığınıp, erenler (82) himmetile, büyük kolda, piştar: Davut Bey (84) anadolu halkı ile ve Mahmut Paşa Bey kumandalarında bulunanları (86) gönderdik, kendimiz de devlet ve seadetle yeniçeri efradını (88) önümüze geçirerek, yürüdük. Sa kol alayını oğlum (90) Bayezid Sultan kumandasına verip, Mihal oğlu Al i Bey, Mehmet Paşa (92) ve Mnnsur Beyi katarak, Ogurlu Mehmet Beye karşı gönderdik. (94) Sol kol alayını oğlum Mustafa Sultan kumandasına, verip, iskender Bey (96) kumandasında bulunanları ona katarak, Hasan Beyin küçük oğlu Zeynel Mirza ve (98) Karamanlı Pir Ahmet kumandalarında bulunanlara karşı gönderdik. Karargâha : Elvan Bey oğlu (100) Sinan Bey, Aliyye Bey oğlu Hüsrev Bey, Hamit ili beyi Mesih (102) Bey ve Yanya sancağı beyi Sinan Bey kumandalarında bulunanları koyduk. Bu arada (104) Hasan Bey yakın gelince, bizim ileri karakol beyleri, Davut Bey (106) anadolu halkı ile ve Mahmut Paşa Bey kumandalarında bulunanlar yürüyüp, onun ileri karakol (108) beylerine yetiştiler. İki üç defa Hasan Beyin ileri karakol (110) beyleri bunları beri sürdü ve bunlar da onun ileri karakol beylerini (112) geri sürerek, sancaklarının bulunduğu yere kadar püskürttüler. Bu arada biz, (114) allahı tealânın inayetile ve erenler himmetile, (116) askeri tertip ederek, dereden çıktık. Hasan bey bizim büyük (118) kol alayını görür görmez, muharebeye girmeden, bırakıp kaçtı. Yanındaki beylerinden (120) İspendi Pervaneci Kadı oğlu Al i Bey, Kadı Mahmudi Şurihi, (122) Pir Kara Bey, Dara oğlu Ümmet Bey, Kızıl Ahmet, Tirek Sinan (124) oğlu Alem Bey, Emir Bey kardeşi Nur Al i Bey, Kemah beyi Süvar (126) Bey; Hasan Beyin silâhşorları, sofracıları ve nedimlerinden, (128) hassa Akkoyun beyleri ve yiğitlerinden, bine yakın (130) adam yakaladılır. Sancakları, davulları, borazancı, zurnacı ve nefircilerini, (132) hepsini aldılar. Bizim (136) sa kolda Bayezid Sultan ve Mihal oğlu Al i Bey, Oğurlu Mehmedi yenip, onun (135) alayındaki beylerden: Temür Bey oğulları Mehmedi Bakır Mirza, (137) Zeynel Mirza, Muzaffer Mirzayı, sancakları ve davulları ile, yakalayıp (139ı geldiler. Hasan Ağ a Yimile Hacı Beyin tuğu, sancağı ve mızıkacılarını (141) alıp geldiler. Dülgadar beylerinden: Şah Mehmet Bey (143) kumandasında bulunanlar; Çağatay beylerinden Yusuf Hoca Bey oğlu Baba Hacı (145) Bey... [Metin burada eksiktir] Sol kolda oğlum Mustafa (146) Sultan ve İskender Bey, kumandaları altında bulunanlarla yürüyüp, Hasan Beyin küçük oğlu (148) Zeynel Mirzayı yenip, başını kesip, Karamanlı Pir Ahmetten yüz kişi (150) yakalayıp, ulu beylerden Alpavut Pir Mehmet Bey, Çekirli Ömer Bey (152) kumandasında bulunanlardan çok kişiyi yakalayıp geldiler. (153) O gün akşama kadar ovada ölenlerden başka, dört bin baş kesip (155) ve üç bin yedi yüz kişi de dir i olarak yakalayıp geldiler. Biz de bu (157) kalabalığı tahkik ettik. Akkoyunlu ve Karaman halkından (159) esir düşen adamlardan kim varsa kılıçtan geçirerek, cezasını verdik. Karakoyunlu (161) Çağatay halkına şefkat edip, öldürmedik- Bunları esir ederek birlikte götürmekteyiz. (163) Ovada ölenler hesap edilirse, pek çok adamı öldü. Ondan sonra (165) Bayburt hisarına yürüdük. Allahı tealâ inayetile onu da aldık- (167) Bütün kasabalarını ve hisarını yaktık ve yıktık; fakat müslümanların (169) kadınlarını ve çocuklarını incitmedik. (170) Ondan sonra rebiülevvel ayının yirmi dokuzuncu çarşamba (172) günü, oradan kalkarak Karahisar üzerine geldik. Tanrının inayetile, (174) topları kurup kalenin duvar ve sefillerini (?) yıkmağa başlar başlamaz, (176) içindeki Lala şeyhi Dara Bey aman dileyerek çıkıp, Mahmudi Paşa (178) Beye yalvarmışlar Mahmudi Paşa Bey onları alıp, şefaat (183) dileyerek gelmeleri üzerine, biz günahlarını bağışladık. Karahisarın (182) eski raiyet ahalisini hisardan çıkarmıyarak, kendi adamlarımızdan bin kişiyi de (184) bol zahire ile Karahisara koyduk. Diğer asker nüfusu (186) oradan kaldırarak, birlikte götürmekteyiz. Şimdi tanrı inayetile, kışlamak üzere, İstanbula (186) gelmekteyiz. Oradaki yazıcılar, (189) ameldarlar, gemici ve muhafızlar, herkes kendi işinde doğru olsun (191) ve divan işini ihmal etmesin, keza bütün vilâyetlerin kadıları ve (193) bütün kasabaların uluları mescitlerini mamur tutarak, beş vakit namazı (195) cemaatle kılsınlar, şeriat işini ve tanrı emrini yerine getirsinler (197) diye, bu mühürlü yarlık gönderildi. Tarih sekiz yüz yetmiş sekiz, yılan (199) yılı, rebiülahır ayının beşinde, Karahisarda (201) iken, yazıldı.
Dipnotlar
[1] Dr. Rahmeti Arat, Uygar alfabesi (M. Cevdet, hayatı, eserleri ve kütüphanesi. İstanbul 1937. S. 665-690).
[2] Prof. Dr. Ayşegül Sertkaya, ‘’Konstantiniyye’de Uygurca’’, Uluslararası Eski Uygurca Araştırmaları Çalıştayı (4-6 Haziran 2011, TDK), İstanbul 2011.
[3] Prof. Dr. Ayşegül Sertkaya, a.g.m.
[4] OSMAN FİKRİ SERTKAYA, "ABDÜRREZZAK BAHŞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurrezzak-bahsi
[5] Prof. Dr. Rahmeti Arat, Fatih Sultan Mehmed’in Yarlığı, Bürhaneddin Matbaası, 1939, syf. 285.








Yorumlar