top of page

KIBRIS SORUNU VE 6-7 EYLÜL OLAYLARININ BAŞLAMASI

24 May 2022
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 18 Mar


Kıvılcımın ateşi 900 km ötede, Kıbrıs’ta yakıldı. O dönemde İngiliz sömürgesi olan Kıbrıs’ta bağımsızlık için yapılan gösteriler adayı kan gölüne çevirdi. İktidarda bulunan Demokrat Parti’nin hâlihazırda bir Kıbrıs politikası yoktu. Basında ve kamuoyunda oluşan tepkiler iktidarı da harekete geçirdi ve Kıbrıs meselesi bir millî davaya dönüştü. Kıbrıs meselesinin görüşülmesi için Londra’da bir konferans toplanacağı ilanından önce Ağustos 1954 yılında kurulan Kıbrıs Türk'tür Cemiyeti eliyle Demokrat Parti, bir takım faaliyetlere başladı. Self-determination bağlamında ayaklanan Rumların yanında Türk-Yunan ilişkilerinin iyi gitmesi de İngiltere’yi endişelendirdi. İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin bulunduğu Londra Konferansı 29 Ağustos 1955 tarihinde toplandı. İngilizlerin hedefi sahada kaybetmek üzere oldukları Kıbrıs’ı masada kazanmaktı.


Yunan tarafının Enosis ile bağlantılı olarak Kıbrıs’ın geleceğini halka göre belirlenmesi gerektiğini savunan tezine karşılık, İngilizler adaya özerklik vererek hâkimiyetinin ömrünü uzatmaya çalışıyordu. Bu esnada Türk tarafının tavrı ilktir ve önemlidir. Türkler ilk esnada adadaki İngiliz varlığının devamını sonraki süreçte ise Türkiye’nin Kıbrıs politikasının temelini oluşturacak tezini başarıyla savundular. Bu teze göre, Kıbrıs’taki İngiliz hakimiyeti Lozan’a göre belirlendiği için adadaki herhangi bir statüko değişiminde Türkiye kendisinde doğrudan müdahale hakkını görüyordu. Bu tez, Yunan tarafını tamamen egale ettiği ve tahminler dahilinde olmadığı için masada bulunan tarafları oldukça şaşırtmıştır. Türk delegasyonunun başında bulunan Fatin Rüştü Zorlu, Başbakanlığa çektiği telgrafta Türk tarafının elinin zayıf olduğunu, İngiltere’nin mevcut durumda Yunanistan’a taviz vermeye meyilli olduğunu bildirmiş ve telgrafın son cümlesinde yer verdiği: (…) bu hususta ilgililere verilecek emirlerin pek faideli olacağını saygılarımızla arz ederiz.’’ cümlesiyle, Kıbrıs Sorunu’na bağlı olarak 6/7 Eylül olaylarının başlatılması için bir işaret olarak yorumlanmıştır.


Londra Konferansı’nda görüşmelerin tıkandığı tarihlerde, henüz 5 Eylül’ü 6 Eylül’e bağlayan gece görgü tanıklarına göre İstanbul’un sair ilçelerinden çiftçilerle dolu arabaların İstanbul’un merkezine doğru yola çıktığı söylenir. Sadece İstanbul’dan değil, diğer illerden de bir insan akışının olduğu da görülür. Örneğin Demokrat Parti Eskişehir Teşkilatı’ndan insanların yine bu zaman aralığında İstanbul’u görmek için yola çıktıları fakat daha sonra yağmaya katıldıkları suçlamasıyla mahkemede suçlandıkları bilinmektedir. İnsanların iyice gerildiği bu ortamda 6 Eylül sabahı Atatürk’ün evine koyulan bombanın patlaması olayların fitilini ateşlemiştir. Bu bomba el yapımı olup, çok hasara yol açmamıştır. Hatta mahkeme tutanaklarında bombanın bahce duvarına en yakın mesafesinin 13 metre olduğu görülmektedir. Olay ile ilgili Yunanistan’da soruşturma başlatılmış ve o dönem öğrenci olarak Yunanistan’da bulunan Oktay Engin bombayı getirmekle suçlanmıştır. Oktay Engin, Yunanistan’da tutuklandıktan sonra Türkiye’ye kaçmıştır. Bunlar yaşanırken, il ve ilçe dışından gelen güruh belli noktalarda toplanmaya başlamıştı. İstanbul Ekspres gazetesi yıldırım baskıyla Atatürk’ün evinin bombalandığı haberini büyük puntolarla duyurdu. Gazetenin ortalama 30-35 bin tirajı varken o gün 290 bin tiraja ulaşmıştır. Basının da etkisiyle halkın saldırıya tepkisi gitgide arttı ve 6 Eylül akşamına doğru öfke doruğa ulaştı ve nihayetinde saldırılar başladı.


Yaşanan olaylarda bazı noktalar dikkat çekmektedir. Örneğin, saldırganların ellerinde bulunan kazmalar, kürekler, demir kesme makineleri vb.’nin tek tip olduğu söylenir, bunun yanında saldırıların İstanbul, İzmir ve Ankara’da eş zamanlı olarak başlaması, saldırganların başında onları yönlendirenlerin bulunması (DP Kızıltoprak Örgütü Başkanı tutuklandığında üstünde saldırılacak evlerin-işyerlerinin listelerinin bulunması) bütün bu olayların bir plan dahilinde gerçekleştiği iddialarına neden olmuştur. Saldırıların başladığı esnada saldırganların hedefi gayrimüslim halk değil, onların mallarıydı. Bu tahrip hareketi öyle boyutlara ulaştı ki, görgü tanıklarına göre İstiklal Caddesi’nde zemini görmek imkansızdı. Saldırılar esnasında Türk komşuların -özel bir husumet yoksa- gayrimüslim vatandaşları koruduğu bilinmektedir.


Sonraki süreçte saldırılar şiddetlenmiş, güruh iyice itaatten çıkıp insanlara da saldırmaya başlamıştır. En başında talan ve tahriple başlayan olay bir süre sonra yağmaya da dönüşmüştür. Kiliselere, hastanelere, okullara hatta mezarlıklara da sıçrayan saldırılar artık iyice çığırından çıkmış bir hale evirilmiştir, kısacası saldırı sadece Rumlara değil, adı yabancı olan her şeyeydi. Polis ve güvenlik güçlerinin seyirci kaldığı olaylar, TSK’nın son noktayı koymasıyla, 7 Eylül günü bahsi geçen 3 ilde sıkı yönetim ilan edilmesiyle son bulmuştur. 6-7 EYLÜL OLAYLARI SERİSİ


Kaynakça

  1. 32. Gün Arşivi, 6-7 Eylül Olaylarında Neler Yaşandı

  2. BABAOĞLU, Resul, Türkiye’nin Kıbrıs Politikası Evriminde Bir Dönüm Noktası: Londra Konferansı (29 Ağustos-6 Eylül 1955), Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XVIII/36 (2018-Bahar), ss. 323-347

  3. GÜVEN, Dilek, 6-7 Eylül Olayları, Tarih Vakfı Yurt Yayınları



Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Gelişmelerden haberdar olmak için abone ol!

Z Tarih Dergisi Logosu

© 2026 - Z Tarih Dergisi.

Tüm hakları saklıdır.

bottom of page
YUKARI ÇIK
Ana Sayfa
Z Tarih Logo
Sayılar