Atlantik Ötesine
Köle ticareti yapacak olan gemiler, Avrupa limanlarından, köle karşılığı takas edecekleri ürünlerle dolu şekilde ayrılırdı. Yolculuk başlamadan önce Afrika’nın hangi bölgesinden ve kimlerden köle temin edeceklerini ve bu köleleri nereye satacakları planlanırdı. Ancak bu gemiler mürettebat bulmakta sıkıntı yaşamaktaydı. “Orta Geçit” olarak da adlandırılan Atlantik ötesi yolculuk oldukça zor ve tehlikeliydi. Mürettebatın büyük bir bölümünü denizcilikten pek anlamayan acemiler oluşturmaktaydı. Bu acemiler genellikle alt tabakalardan gelen, toplumca hoş görülmeyen, cezai hüküm yiyen, kandırılan ya da bu zor işten başka çaresi kalmayan insanlardı. Hülasa, bu gayri insani ve zorlu işe kendi isteğiyle girenler oldukça azdı. Yolculuğun başlarında denizcilere hoşgörülü ve adil davranılsa da zamanla gemideki kaynakların tükenmesi ve ruh sağlığının bozulmasıyla yolculuk sadece köleler için değil denizciler için de oldukça zorlu geçmekteydi. Su ve yiyecek payları, denizciler için bile hayatta kalmaya yetecek düzeyde indirilmekteydi. Köleler için durum daha da zordu. Temizlik bahanesi ile gemiye çıplak bindirilen köleler kıyıdan iyice uzaklaşıncaya kadar güvertenin altında zincirli şekilde bekletilirdi. Kıyıdan uzaklaşıldığında kölelerin de yemek vaktinde güverteye çıkarak hava almasına izin verildi. Kölelerin yaptıkları her hareket izlenir, kendilerine ve mürettebata zarar vermemelerine dikkat edilirdi. Günde 2 öğün yemek ve yarımşar litre su verilmekteydi. Fiziksel olarak da sağlıklı kalmaları için şarkı eşliğinde dans ve egzersiz yapmaları da isteniyordu. Kölelerin tutulduğu ambarlar dar olmakla birlikte sıcak, havasız ve kirliydi. Salgın hastalıkların yayılmaması için sık sık muayene edilirdi. Ortalama 2 ay süren yolculuk esnasında hem mürettebattan hem de kölelerden sık sık ölümler olmaktaydı. 1700’lerin başlarında kölelerdeki ölüm oranı %24 iken yüzyılın sonuna doğru %6.6’ya kadar düşmüştür.

Atlantik Ötesine (2)



Yorumlar