"Ben Allah'ım"
- Muhammed Faruk Korkmaz

- 6 Ağu 2021
- 1 dakikada okunur
Ene'l-Hakk sözü sufi metafiziğinde, "Vahdet-i Vücut" meselesinin önemli bir yerindedir. Bu söz ile hem kişinin, belli aşamaları geçip (şeriat, tarikat, hakikat, marifet) ulûhiyet derecesine varması hem de mutlak var olanın (Allah) diğer canlılarda zati olarak olmasa da sıfatları ile tezahürü ve yansıması anlatılmaktadır. Bu söz birçok sufi düşünür tarafından dile getirilmiştir lakin bu yazıda en meşhur olandan, yanı Hallac-ı Mansur'dan bahsedeceğiz. Farisi bir ailenin çocuğu olarak İran'da doğan Hallac, hafızlığını küçük yaşta tamamlayıp Bağdat'ta dönemin büyük sufi düşünürlerinden ders aldı. Hallac-ı Mansur yapmış olduğu hacc ibadetleri esnasında hitabetiyle birçok kişiyi etkilemiş, kendi cemaatini oluşturmuştu. Bağdat'taki ulema ile fikirleri çelişince İslam düşüncesini yaymak için küffar ülkelerine (Horasan, Semerkant, Keşmir, Turfan) gitti ve birçok kişiyi İslam ile tanıştırdı. Bu faaliyetleri sonucunda büyük bir üne kavuştu. Yaşadığı dönemde Abbasî Halifeliği şii bir grup olan Karmatiler ile mücadele etmekteydi. Dönemin saray ulemaları tarafından hem Karmatilere fikri ve fiili olarak destek olduğu için hem de İslam'a muğayir haccın farz olmadığı insanın ulûhiyet makamına ulaşabileceğini iddia ettiği iddiasıyla hapse atıldı. Ününün yayılmasından korkan ve din-i İslam için tehlikeli olduğunu düşünen devlet adamları 922 senesinde Mansur'un idamına karar verdiler. İdamı dehşetli bir biçimde oldu. Önce kırbaçlanıp sonrasında burnu elleri ayakları kesildi ve idam edildi. Sonrasında ise başı kesilerek Dicle üzerindeki köprüye dikildi gövdesi ise yakılarak nehrin sularına atıldı. Bugün onun hâlâ bir siyasi çekişmenin kurbanı mı yoksa zındık mı olduğu tartışmaları devam etmektedir.




Yorumlar