Pax Mongolica
- Sedat Zahit Kaya
- 1 saat önce
- 2 dakikada okunur
İstilalar, o anı yaşayanların nazarından kıyamet provası şeklinde cereyan eden hadiselerdir. Bu hadiseler neticesinde şehirler yıkılır, halk birbirinden kopup dağılır ve siyasî düzen inkıraza uğrar. 13. yüzyıl başlarında Moğol boylarının lideri olarak tarih sahnesine çıkan Cengiz (Çingiz) Han bozkırda hakimiyetini kuvvetlendirmek için seferler düzenlerken, aslında dünya tarihinin en kapsamlı istilasının alevli tohumlarını atmıştı. Moğol Kağanlığı klasik bir bozkır siyasî teşekkülü hüviyetindeyken Otrar Faciası sebebiyle Harezmşahlarla yapılan savaş ve ardından gelen zafer hem devletin hem de dünyanın kaderini keskin bir şekilde değiştirmişti. Birkaç yıl içinde Moğol atlıları güneyde Anadolu hudutlarına, kuzeyde ise Doğu Avrupa topraklarına dayandılar. Daha sonra seferler Orta Avrupa’ya dek uzandı. Moğollar geçtikleri yerlerde insanları öldürüyor ve yerleşim yerlerini ateşe veriyorlardı. Nüfus hızla düşmüş ve kaos Avrasya coğrafyasının büyük bölümünü esir almıştı. 13. yüzyılın sonlarında Moğol hakimiyetindeki topraklar Çin’den Orta Avrupa’ya kadar erişmiştir.
Buraya kadarki anlatılar Moğol İstilası’nın uğradığı coğrafyalardaki felaketi izah etmek içindir. Ancak Cengiz’in başlattığı hareket dünya tarihindeki istilalardan oldukça ayrışır. Zira Cengiz diğer istilacı toplumların aksine yakıp yıktığı yerleri çok hızlı bir şekilde yeniden ihya etmeye gayret etmiştir. Aynı zamanda bozkırın en önde gelen teşkilatlandırıcı ve kanun koyucu simalarındandır. Onun tesis ettiği düzen harabe topraklarda bir zaman sonra toplumun yeniden hayat bulmasını sağladı. “Cengiz Yasaları” adı verilen kanunlar sayesinde Moğol topraklarında suç en aza indirildi; “yam” denilen posta teşkilatı haberleşmeyi hızlandırdı; vergiler yeniden düzenlendi. Bu ve bunun gibi gelişmeler toplumdaki bir gruba gün doğurmuştu: Tüccarlar.
Teknolojinin henüz çok gelişmediği ve iletişimin zayıf olduğu çağlarda ticaret yapmak oldukça tehlikeliydi. Çünkü malların taşınması için katedilecek mesafe günler hatta aylar alabiliyordu. Yerleşim yerlerinden uzaklaştıkça da kervanların karşısına eşkıyaların çıkıp malları yağma etmesi ihtimal dahilindeydi. Ayrıca sürekli girilip çıkılan gümrükler fiyatların artmasına da sebep olabilirdi. İşte Moğol İmparatorluğu’nda işleyen sistem ve sınırların geniş coğrafyaları ihtiva etmesi tüccarlar açısından fırsat kapısıydı. Bilhassa Batı Avrupalı tüccarlar Doğu’nun mallarına erişmek için çektikleri zahmetlerin azalması nedeniyle Moğolları önemli bir topluluk olarak gördüler. Bunun için onlarla iyi ilişkiler kurmayı tercih ettiler. Doğu Avrupa’dan Moğol topraklarına giren bir tüccar Türkistan, Maveraünnehir, İran ve Çin gibi medeniyet merkezlerine eskisine kıyasla daha güvenli bir şekilde varıp, lüks malların ticaretini yapabiliyordu. Kurdukları iyi ilişkiler sayesinde yalnız malların değil, fikirler ve ilmin de alışverişini gerçekleştirdiler. Barut ve matbaa gibi Doğu’nun ilmî ve teknik bilgilerini kendi topraklarına aktarabildiler. Böylece meşhur “İpek Yolu” eski ihtişamına yeniden kavuşmuş oldu. Batılılar zamanla bu döneme “Pax Mongolica (Moğol Barışı)” adını verdiler.
“Barış” döneminde İpek Yolu’nun canlılığı ve ihtişamı göz boyarken 14. yüzyılda Çin’de Kara Veba salgını başladı. Ticaret yoluyla Avrupa’ya kadar yayıldı. Kendi yurtlarına lüks mal veya fikir getirmeyi vaat eden tüccarlar bu sefer öldürücü bir hastalığı getirmişlerdi. Kara Veba sebebiyle, zaten iç savaşlar ve bölünmeler yüzünden zayıflayan, Pax Mongolica dönemi resmen sona erdi.


