Adalet Cimcoz ve Maya Sanat Galerisi
- Alican Kuyucu
- 12 May
- 7 dakikada okunur
Giriş
1950-1955 yılları II. Dünya Savaşı’nın yeni sona erdiği, buhran döneminden düzlüğe çıkılmaya başlanan yeni bir süreci kapsar. Türkiye her ne kadar savaşa katılmamış olsa da sosyal ve ekonomik olarak etkilerini muhakkak görmüştür. Bir yandan savaşın bitiminin ardından ortaya çıkan politik, ekonomik sorunlar yaşanmaya devam ederken sosyal hayat da kendi yağında kavrulmaya devam etmekte ve toplum da normale dönmeye çalışmaktaydı.
Kültür merkezi olan İstanbul’da yoğun ve hareketli bir yaşam vardı. Özellikle ülkenin en büyük ve en kalabalık şehri olmasının bunda muhakkak payı vardı. Beyoğlu; sanat ve kültürün önemli noktalarının başında gelmekteydi. Sanatçılar burada bir araya gelirdi.
Kültür ve sanat dünyası üretmeye devam ediyordu. 1950’li yıllar, Türk edebiyatının en usta kalemi olacak birçok yazarın, edebiyat dünyasına merhaba dediği yıllardı. Varlık, Hisar, Yenilik vb. kültür ve edebiyat dergileri yayınlarıyla bu dünyaya yön veriyordu.[1]
Bu yıllarda sanat alanında Güzel Sanatlar Akademisi öncülük etmeye devam ediyor, buradan mezun olup sanatçı kimliklerine kavuşan mezunların bir bölümü yurtdışına giderken, ülkede kalanları ise zorlu bir mücadele bekliyordu. Geçim derdinin ve üretim aşkının sanatçıyı zorladığı bu dönemde yaratılan eserlerin sergileneceği mekân bulmak bile bir hayli zordu. İhtiyaç olan sanat galerilerinin yokluğu ise genç sanatçılar için büyük bir buhrandı.
Cumhuriyetin ilk yılından beri “sanatçılar eserlerini sergileyebilmek için çeşitli mekân arayışlarına girmişlerdir. Bu mekân, bazen bir mobilyacı dükkânı, bazen bir şapkacı bazen de bir tiyatro salonu olabiliyordu. Sanatçılar, eserlerini sanatseverlere ulaştırabilmek için adeta her yolu deniyorlardı. Ayrıca, sanatçıların hayatlarını idame ettirebilmeleri için, eserlerini satabilmeleri gerekiyordu. O dönemde gerek ekonomik şartlar gerekse ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal koşullardan dolayı bir sanat piyasası oluşamamıştı. Plastik sanatlar alanında aslında talep yok değildi. Ancak, sanatçı ile sanatsever arasında köprü vazifesi kuracak, sanatçıyı topluma tanıtacak bir sistem henüz kurulamamıştı. Sanatçılar da daha çok kişisel çabalarıyla ayakta durmaya çalışıyorlardı.”[2] Örneğin sanatçılar ya atölyelerini sergi salonu haline getiriyor ya da evlerinde sergi düzenliyorlardı.
1932 yılı itibariyle halkevlerinin kurulmasıyla sanatçılar az da olsa rahatlamış ve sergi salonlarına kavuşmaya başlamışlardır. 1939 yılının başlarına gelindiğinde ise kimi genç sanatçıların toplanmasıyla Taksim meydanında küçük bir özel galeri açılmış ancak Taksim meydanını genişletme çabaları sonucu galerinin yıkılmak zorunda kalmasıyla bu girişim kısa süreli olmuştur.
Özel galerilerin eksikliğini ve sanatçıların içerisinde bulunduğu zor durumu o dönemde ülkemizdeki birçok aydın dile getirmekteydi. Bu aydınların başında da Sabahattin Eyüboğlu gelmekteydi. “Hatta, Eyüboğlu’nun, yazıları ve sanatçılara verdiği destek ile, bu ilk özel galerinin fikir babası olduğu bile söylenebilir.”[3]
1945 yılına gelindiğinde ise bir başka girişim olarak sanatçı İsmail Hakkı Oygar, Beyoğlu Karlman Pasajı karşısındaki atölyesini bir galeriye dönüştürmüş, burada kendi eserleri ve diğer sanatçı dostlarının eserlerini sergileyerek satışa sunmuştur. Satışın yetersiz olmasıyla birlikte masraflara yetişemeyen İsmail Hakkı Oygar, galeriyi 1946 yılında kapatmak zorunda kalmıştır.
Araştırmanın konusu olan Maya Sanat Galerisi’nin kurulmasına kadarki süreçte ise başka herhangi bir girişim olmamış, sanatçılar sanat icrasının yanında geçim dertleriyle de mücadele etmeye devam etmişlerdir.
Adalet Cimcoz (1910-1970)
Maya Sanat Galerisi’nin öncüsü olarak kabul edilen Adalet Cimcoz; 1930 yıllarında Toprak Mahsulleri Ofisi’nde tercüman olarak çalışmaya başlamış, daha sonra ağabeyi Ferdi Tayfur vesilesiyle seslendirme yapmaya başlamıştır.
1939 yılında I. Mahmut dönemi Osmanlı sadrazamlarından Topal Osman Paşa'nın ve Mora Sancak beylerinden İbrahim Paşa'nın torunu olan ve aynı zamanda sanata meraklı ve devrin sanatçıları ile yakından ilişkileri olan bir insan olan Mehmet Ali Cimcoz ile evlenmiştir. Evlendikten sonra memurluğu bırakıp sadece sanatla ilgilenen Adalet Cimcoz; Türkan Şoray, Filiz Akın ve Fatma Girik gibi usta oyuncuları seslendirmesinin yanı sıra Almancadan yaptığı çeviriler ve gazetelerde "Fitne Fücur" adıyla yazdığı dedikodu yazıları ile Türk dublaj ustası, mütercim, sanat eleştirmeni, dedikodu yazarı olarak tanınmıştır.
“Liseyi Almanya’da okumuş olan Adalet Cimcoz çevirmen kimliğiyle Alman edebiyat dünyasından Türkçeye otuza yakın roman, hikâye, mektup, oyun, radyo oyunu alttürlerinde edebi çeviri eser kazandırmıştır. Bu çevirileriyle Franz Kafka ve Bertolt Brecht gibi edebiyat dünyasının önemli isimlerini Türk okurlarla ilk kez tanıştıran isim olmuştur.”[4]
Franz Kafka'dan “Milena'ya Mektuplar” çevirisiyle, 1962 yılında Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü de almış olan Adalet Cimcoz; 13 Mart 1970 yılında İstanbul’da hayata veda etmiştir.
Maya Sanat Galerisi (1950-1955)
Adalet Cimcoz, Sabahattin Eyüboğlu ve Orhan Veli’nin bir araya gelerek kurdukları ve Türkiye’nin ilk uzun soluklu sanat galerisi olarak kabul edilen[5] Maya Sanat Galerisi; 1950 yılında Beyoğlu’nda Kallavi Sokağı’nın 20 numaralı iki katlı bir apartmanının birinci katında kurulmuştur. Bu üç değerli kültür ve sanat insanının birlikte yürüttükleri uzun soluklu sohbetler ile şekillenen Maya Sanat Galerisi’nden önce güçlü bir girişim olmamış, sanatçılar ancak geçici ve sağlam temellere oturmayan çözümler ile ayakta kalmaya çalışmışlardır.

Bu galeri ile birlikte uzun zamandır arzu edilen bir dilek gerçekleşmiş, sanatçı ve sanatseverlerin artık bir buluşma noktası olmuştur. Açılışlar, özel davetler ile dönemin basınında yer bulmuş olan Maya Sanat Galerisi; güçlü bir şekilde sanat camiasında yankı uyandırmıştır.

“Maya Sanat Galerisi’nde açılan ilk sergide Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, İbrahim Çallı, Cemal Tollu , Balaban ve Agop Arad gibi sanatçıların eserleri yer alır. Ayrıca, yazma örtüler, abajurlar, Türk işlemelerinden yapılmış el çantaları, bir Matis kopyası, halı örnekleri, kilimler, Göksu vazo ve testileri, bazı meşhur kişilerin maskları, duvara asılmış bir Orhan Veli şiiri göze çarpar. Bir tarafı boydan boya kaplayan şark sediri ve orjinal motiflerle süslü yazma perdeler de serginin en beğenilen bölümlerinden biri olur.”[6]
Geleneksel ve modern sanatın iç içe olduğu bu açılış sergisi ile döneme damgasını vuran Maya Sanat Galerisi resmen açılmış ve dönemin aydınları galeride buluşmaya başlamışlardır.

“Ayrıca, Cimcoz'un genç sanatçılara olan güveni ve inancı, ilk günden itibaren galerinin kapılarını, gençlere açmasını sağlar. Akademi öğrencileri okuldan çıkışta soluğu Maya'da alırlar. Galeride, sadece plastik sanatlara değil, edebiyat, mimari, karikatür, fotoğraf vb. diğer sanat dallarına da yer verilir.”[7]
Birçok karma ve kişisel sergiye ev sahipliği yapan Maya Sanat Galerisi, sanata gönül veren insanlar için bir buluşma noktası haline gelmiştir. Galeri, sadece bir sanat mekânı olmanın ötesinde, sanatçıların kendilerini özgürce ifade edebildikleri ve yaratıcılıklarını ortaya koydukları bir alan sunmuştur.
Özellikle çok geçmeden yeni mezun öğrenciler için büyük bir anlam haline gelen Maya Sanat Galerisi, onların ilk sergilerini açarak sanat dünyasına adım atmalarına vesile olmuştur. Birçok genç sanatçı, Maya Sanat Galerisi’nin sağladığı bu fırsat sayesinde adını duyurmuş ve kariyerinde önemli bir başlangıç yapmıştır.

Ancak galeri, sadece bir sergi alanı değil, aynı zamanda bir topluluk merkezi olarak da işlev görmesiyle dikkat çekmiştir. Ziyaretçilerin sanatla buluştuğu, eserlerin arkasındaki hikâyeleri dinlediği ve belki de her ziyaretinde orada bulunan sanatçılar ile tanışma imkânı bulduğu bu mekân, sanata dair bağın daha da sağlamlaşmasına imkân sağlamıştır.
Galeri, yıllar boyunca hayata tutunmak ve varlığını sürdürebilmek için pek çok yaratıcı çözüm üretmiştir. Sanat eserlerini daha geniş kitlelere ulaştırmak adına taksitli satış imkânı dahi sunmuş, özel etkinlikler düzenlemiştir. Ancak tüm bu çabalara rağmen Maya Sanat Galerisi, finansal zorluklar nedeniyle kapanma kararı almak zorunda kalmıştır.
Bu durum, galerinin kapanmasını istemeyen sanatçılar arasında büyük bir üzüntüye yol açmıştır. Çünkü Maya Sanat Galerisi, onlar için sıradan bir sergi mekânı olmanın çok ötesindedir. Burayı bir yuva olarak gören sanatçılar, galerinin kapanışını engellemek için ortak bir karar alarak “kurtarıcı bir sergi” düzenlemeye karar vermişlerdir. Bu sergi, galerinin ruhunu yaşatmayı ve onu yeniden hayata döndürmeyi amaçlamaktadır. Sanatçıların birlikteliği ve dayanışması, galerinin kapılarını açık tutma umudunu da beraberinde getirmiştir.
14 Haziran 1954 yılında düzenlenmiş olan “Kurtarıcı Sergi” ye; Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Nuri İyem, Avni Abraş, Füreya, Balaban, Leyla Gamsız, Max Meinecke, Pindaros Platonidis, Nevin Demiryol, Güngör Güven, İhsan Şurdum, Oktay Günday, Şadi Çalık, İlhan Uğan, Selma Emiroğlu, Ferruh Başağa, İvi, Nedim Günsür, Adnan Çoker, Lütfü Günay, Güngör Kabakçıoğlu, Ferruh Doğan, Atilla, Nusret Suman, Mim Uykusuz, Abdurrahman Öztoprak, Asuman Kılıç, Ali Bütün, Aliye Berger, Öz Somer, İ. Bari, Marta Kaya Tözge, Şeref Bigalı, Alis Aş, Doğan, Nazan İbşiroğlu, Baha Gelenbevi, Ara Güler gibi önemli sanatçılar katılarak Maya Sanat Galerisi’ne destek vermişlerdir.
Kurtarıcı Sergi’nin ardından Maya Sanat Galerisi faaliyetlerini sürdürmüş, ancak maddi zorlukları tamamen aşmayı bir türlü başaramamıştır. 1955 yılında gerçekleştirilen “Adnan Çoker & Ali Durukan / Non–Objektif” sergisi, Maya Sanat Galerisi’nde düzenlenen son sergi olmuştur. Ne yazık ki, galeri sanat ve kültür yolculuğunu 31 Temmuz 1955 tarihinde sona erdirmek zorunda kalmıştır.

Sonuç
Türkiye 1950 yıllarında yeni bitmiş olan II. Dünya Savaşı’nın etkilerini halen hisseden bir ülkeydi. Sanat ortamı da ekonomik ve politik olguların yaşadığı gelgitli süreci yaşamaktaydı. Ülkede sanatçı ve sanat sever bir kesim elbette vardı fakat bu sanatın icra edilebileceği, seyredilebileceği ve sanatçının parasını kazanabileceği bir yer yoktu. Ülkenin o dönem iktidarının da kültür ve sanat politikasına sahip olmayışı kültür ve sanat faaliyetlerinin özel teşebbüsler ile devam etmesini zorunlu kılmıştır. Sanat okullarının, mezunlarının ve hali hazırdaki sanatçıların önemli ölçüde bir desteğe ihtiyacı vardı.
İşte tam bu noktada sanat galerileri imdada yetişmekteydi. Fakat bu galeriler uzun soluklu olamıyordu. Örneğin 1945 yılında İsmail Hakkı Oygar’ın açtığı galeri gibi girişimler kısa ömürlü olmuştur. Bunun sebebi de finansal yetersizliklerdi.
Maya Sanat Galerisi, 1950 yılında Beyoğlu Kallavi Sokak’ta; Türk dublaj ustası, mütercim, sanat eleştirmeni, dedikodu yazarı olarak tanınmış olan Adalet Cimcoz, Sabahattin Eyüboğlu ve Orhan Veli’nin öncülüğünde açılarak bu soğuk zinciri kırmış görünüyordu.
Türkiye’nin ilk uzun soluklu özel sanat galerisi olan Maya, sanatçıları ve sanatseverleri bir araya getiren bir platform sundu. Galerinin açılış sergisinde Bedri Rahmi Eyüboğlu, İbrahim Çallı ve Cemal Tollu gibi önemli sanatçıların eserleri sergilendi. Geleneksel ve modern sanatın bir arada olduğu bu sergi, dönemin sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı.
Maya Sanat Galerisi 5 yıl gibi kısa bir sürenin ardından kapanarak tarihteki yerini almıştır. Galerinin kurucularından ve en önemli isimlerinden biri olan Adalet Cimcoz bu sanat yuvasını kapatmamak için elinden gelen her şeyi yapmış, satışı teşvik etmek için sanat eserlerinin satışını taksitli bir şekilde gerçekleştirmeye dahi başlamıştır ama Maya Sanat Galerisi kapanmaktan kurtulamamıştır.
Adalet Cimcoz’un çabalarıyla kurulan Maya Sanat Galerisi, Türk sanatı ve sanat ortamına kuşkusuz büyük katkılar sağlayan nostaljik bir görüntü olarak kalmıştır.
Dipnotlar
[1]Azime Savaş, Maya Sanat Galerisi, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Sanatı Anabilim Dalı, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 2008, s.15.
[2] Savaş, a.g.t., s.2.
[3] Savaş, a.g.t., s.2.
[4] Ayla Akın, Nesrin Şevik; “Adalet Cimcoz’un Çok Yönlü Kimliğinin Çevirilerine Yansıması”, Diyalog Interkulturelle Zeitschrift für Germanistik, Özel Sayı,s.683.
[5] Savaş, a.g.t., s.17.
[6] Savaş, a.g.t., s.28.
[7] Emriye Okutur, Türkiye’de Sanat Galerilerinin Gelişiminin Sanat Yönetimine Etkisi, İstanbul Kültür Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Yönetimi Anabilim Dalı, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 2011, s.21.
Kaynakça
AĞLARGÖZ, Feyza, ÖZTÜRK, Ayşe Sevgi, “Sanat Dünyasının Kültürel Aracıları: Türkiye’deki Sanat Galerilerinin Profili”, Art-e Sanat Dergisi, Cilt:8, Sayı: 15, Isparta, 2015, s.27-51.
AKIN, Ayla, ŞEVİK, Nesrin, “Adalet Cimcoz’un Çok Yönlü Kimliğinin Çevirilerine Yansıması”, Diyalog Interkulturelle Zeitschrift für Germanistik, Özel Sayı, İzmir, 2023, s.680-698.
KIYAR, Neslihan, “Türk Sanat Ortamında 80’ler ve Değişim Sürecinin Düşündürdükleri” International EUropean Journal of Managerial Research Dergisi, Cilt:2, Sayı:2, İstanbul, 2018, s.39-55.
KÜÇÜKSARP, Merve, “İstanbul’un Belleğindeki Dev Kadın: Adalet Cimcoz”, İST Dergi, Sayı:18, İstanbul.
OKUTUR, Emriye, Türkiye’de Sanat Galerilerinin Gelişiminin Sanat Yönetimine Etkisi, İstanbul Kültür Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Yönetimi Anabilim Dalı, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 2011.
ÖZKAN KOÇ, Esra, 1940-1950 Arası Türkiye’de Kültür ve Sanat, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 2021.
SAĞLAM, Mümtaz, 1950 Sonrası Türkiye’de Sanat: Yeni İfade Arayışları, 2020. (https://saglamart.com/1950-sonrasi Erişim Tarihi: 23.12.2024)
SAVAŞ, Azime, Maya Sanat Galerisi, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Sanatı Anabilim Dalı, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 2008.
SÖĞÜT, Mine, Adalet Cimcoz -Bir Yaşamöyküsü Denemesi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2022.
http://www.istanbulkadinmuzesi.org/adalet-cimcoz (Erişim Tarihi: 22.12.2024)




Tebrikler